UZAKLAŞMA 11 Ekim 2026 / Pazar
“Bütün sorun, olduğundan daha iyisinin olabileceğini düşünmemiz,” dedim.
“Nasıl yani?” diye sordu Gülizar.
“Mükemmeliyetçi yetiştirildik,” dedi Melahat.
Gülşen elini kaldırıp salladı. Tam bir şey söyleyeceği sırada söze girdim. Üçü de bana bakıyordu. Ciddiyetimi kaybetmiştim. Gülerek “Bizden bir şey olmaz. Nasıl eğitildiysek öyleyiz,” dedim, teslim olmuştum. Kürekleri bırakmıştım.
“Sen de bırak olduğu kadar olsun,” dedi Gülşen.
Başımı öne eğdim. “Yapamıyorum. Zihnimi durduramıyorum. Okumayı yazmayı bıraktım ama olmuyor. Her şeyi abartıyorum. Aşık oldun biliyor musunuz?” diyerek gülümsedim, dudaklarımı yaladım, pastanın çikolata tadını aldım. Gülizar’ın doğum gününü kutlamış, pastasını yemiştik. Şekerli ve ağızda hoş bir his bırakan cinsten. İyi bir pastaneden sipariş etmiştim. Beyaz çikolatalı ve bitter çikolatalı…
“Aşık mı oldun kime?” diye sordu Gülşen merakla bakarak.
Çocukça gülümsedim; utangaç. “Yabancı bir diziden genç bir aktör. Eşi de çok güzel. Çocukları da. İzleyicileri ekrana nasıl bağımlı hale getirdiklerini deneyimledim. Üstelik de bu yaşıma kadar hiçbir aktöre aşık olmayan ben… Düşünebiliyor musunuz? Adam iyi eş, iyi baba ama iş hayatında şiddet var.”
“Hangi kanaldan izledin?”
“Çok şükür tamamını izlemedim. Facebook’ta kısa bölümler veriliyor. Üstelik dublaj yok, alt yazı yok. Yani hiçbir şey anlamıyorum. Sadece bağımlısı olmuş gibi oyuncuları izliyorum.”
“Göstersene.”
Telefonumu aldım. “Bulabilecek miyim bakalım?” Evet hemen karşıma çıktı. Onlara gösterdim. “Çok genç, oğlun yaşında,” dedi Gülşen.
“Yok canım. Kırk yaşlarında vardır.”
“Bu yapay zekayla yapılmış,” dedi Gülizar.
“Evet ama gerçekten de var. Yalnızca muhteşem yüzler, bedenler giyimler var. Mekanları saymayayım.”
“Amaaan ben de gerçek sandım.”
“Ama aşık oldum. Artık anlayabiliyorum kadınları.”
“Aramıza hoş geldin.”
“Geri dönmek istiyorum. Kitaplarıma, yazılarıma… Ondan önce de yirmi gün, günde dört beş saat yemek programı izledim.”
“Mutfaktan çıkmamanın nedenini şimdi anlaşıldı.”
Yemek tarifleri üzerine konuşma açıldı. “Bu yaşıma kadar hiç dinlemedim ve konuşmadım. Bırakın onu. En iyi tarif veren Nefis Yemek Tarifleri adıyla youtube kanalında, isteyen izlesin. Nokta.”
“Ben biliyorum. Bir ara sabahlara kadar mutfaktan çıkmadı. Çeşit çeşit yemekler, hamur işleri yaptı. Bir gün sekiz saat kadar sürdü. Öyle değil mi? Seninle telefonda konuşmuştuk,” diyerek beni ele verdi Gülşen. “Artık geri dön canım. Biz seni eski halinle daha çok seviyoruz.”
“Nasıl olacaksa… Bilmem,” dedim, dalgınlaştım. Arkamdaki kütüphaneye bakmadım ama gözlerimin önüne gelmişti. Okumak istediğim öyle çok kitap vardı ki.
Çocuklarımızdan söz açtım. Yakında babaanne olacaktık. Yani dört yıl içinde olabilirdi. Gençliklerini geride bırakmışlardı. Bebekler büyüyecek, biz de yaş alacaktık. Yaşlanacaktık, demek zor geliyor.
“Bu gece senden bir günlük bekliyoruz,” dedi Gülşen ve konu bir daha gündeme girmedi.
Onları uğurladığımda şarkılar mırıldanıyor, dans ediyordum. Uzun zamandır filmlerin müzikleri dışında şarkı dinlememiştim. Bugün fark ettim bunu. Film müziklerini anımsamak istediysem de… Yok, anımsamadım. Akış içinde ekrana kilitleyen müziklerini anımsayamadım işte. Bir sonraki buluşmada aşk şarkılarıyla dans ettireceğim onlara. Ya da türkülerle oynarız. Halay bile çekmeye uygun salonum.
Çocuklar balkonun önünde yattılar onlar gidinceye kadar. Ortaya çıkınca da ikisi de şikayet edip miyavladılar. Sevilmekten başka ne isteyebilirler ki? Konuşsalardı sanırım aynı evi paylaşmak zor olurdu. Anlatılanı değil, anlamak istediğimizi anlayacaktık. Yüzüm turşu satarken, bal verecek değilim ya. Bir de bunu açıkla; açıklayabilirsen.
*
Sabah erken kalkmadım. İlk işim kahve yapmak oldu. Saate baktım. Arkadaşlarımın geleceğe saate göre yemekleri ocağa koyacaktım. Yemeklerim ocaktan alınıp servis yapılması gerekiyordu. Isıtılmamalıydı. Öyle de yaptım. İki saat sonra sofraya oturduk. Sohbet şahane, evde olmanın ayrı bir güzelliği varmış. Sesini yükseltiyor, kahkahalarla çınlatıyorsun.
Pastayı salona getirdiğimizde hava kararmıştı. Elektrikleri kapattım, doğum günü şarkısını telefondan açtım. Zıpladım, onların da zıplamalarını istedim. Konuşmalarımızın çoğu hiç anımsamak istemediğimiz, kaçtığımız, yine de kurtulamadığımız haberlerdeki gündemdi. Her sabah ve akşam, hatta her dakika olay oluyor. Doğum günü ve zıplamak iyi geldi. Hiçbir şey olmamış gibi yaşadığımızı düşünüyor, Gülşen. Bense duygularımızın köreldiğini düşünüyorum. Şoktayız. Elektrik verilen kobaylar gibi her bir olayla çırpınıp sonra da dans etmeye çalışıyoruz. “Psikolog olmak istiyor gençler.” Öyle çok psikolog var ki. Hepimiz önce kendimizin psikoloğu olmak zorunda kalıyoruz. Hadi aç bir müzik dans et. Hadi ama.
Bir kitap okudum ve bugünkü konuşmalarla bir şeyleri değiştirmeye karar verdim. Yarın editörümle dersim var. Bir türlü öykülerimin son halini veremiyorum; sürekli eksiklik duygusu yaşıyorum ve yeniden yazmaya çalışıyorum. Sonuç, kurgunun bozulması. Böyle olmayacak. Ben en iyisi günlükler üzerinde çalışayım.
Yıkmak Diyor, Bir Kadın. Kitabın adı beni geçmişe götürdü. Hep yıkmak, parçalarını ayırmak istiyordum hayatımın. Bilem ayırabildim mi, yoksa parçaları yapıştırıp devam mı ediyorum? Yapıştırılmış olmasındansa dağınık kalmasını tercih ederim.
Uzaklaşma: Kıyısından. Denizden. Ormandan. Yazıdan. Kitaplardan. Evden.
Kıyısında iyiydik. Zamanın, yazının, kitapların… Ne oldu?
Evde çok iyiydik. Her şey bildiğimiz ve bıraktığımız gibiydi. Ne oldu şimdi, durup dururken üstelik?
Bir sonraki başlık “konuşmalar” olacak gibi.
Uzun yıllar önce yazılmış bir roman okumalı. Bu da bir başka uzaklaşma. Zamanın kıyısından uzaklaşma. Zamanın içinde, şimdi, bir fındık kabuğu kadar güvenli. Canım kitaplar. Olmasaydınız insan nasıl yaşardı? İnsanı usul usul, beyaz kâğıt üzerindeki siyah işaretlerle değiştiren büyü.
Bitti bugün de.





Bir yanıt bırakın